2 Ekim 2009 Cuma

Ülkeme yabancılaştırılıyorum


1980'li yılların başındaydık. Karaköy'de bir turist yanıma yaklaşarak "Kempinski? Otel Kempinski?" diye sordu. İlk defa duyuyordum bu ismi. "Bilmiyorum" diye cevap verdim. Daha sonra öğrendim ki "Çırağan Otel"in adıymış bu... Ne zaman değişmişti bu ad, neden değişmişti, kim değiştirmişti; benim nasıl haberim olmamıştı, İstanbul'da doğmuş, büyümüş bir Türk vatandaşı olarak?

Sonraları "Kapadokya" adını duymaya başladım. Önceleri başka bir ülkeden bahsedildiğini zannediyordum. Meğerse benim güzel ülkemin "Ürgüp, Göreme"siymiş bu Kapadokya. Hayretler içindeydim. "Neler oluyor?" demeye başladım kendi kendime.

Bugün, önce "Kürt açılımı", daha sonra "Demokratik açılım" adı altında yapılan çalışmalarla güneydoğudaki köylerimin adının Kürtçeleştirileceği konusu gündemde... Hem de Türk alfabesinde bulunmayan, Kürt alfabesindeki harflerle ifade edilecekmiş; "q, x ve w" harfleriyle... Yani artık ülkemdeki köylerin adını okuyamayacağım, okusam da ülkemin bir köyü olduğunu anlayamayacağım. Bu açılımla ülkem; Kürtlere açılırken, Türklere kapanıyor gibi... Oysa "Kürt", etnik bir kökenin; "Türk"se; Kürdü, Çerkesi, Lazıyla büyük bir ulusun adı değil mi?

Belki çoğu insan gibi ben de gidemedim o köylere ama "Görmesem de, gitmesem de o köy benim köyümdür." bile diyemeyeceğim artık. Adını okuyamadığım, dilini anlayamadığım köy, nasıl benim köyüm olur ki?..

Fransa, Almanya, İspanya, ABD gibi birçok Batı ülkesinde farklı etnik kökenli insanların toplu olarak yaşadığı bölgeler var. Hiçbirinin adı değiştirilmiyor da neden benim ülkemdekiler değiştiriliyor? Yoksa onlarda demokratik açılım yapılmamış mı? Veya biz onlardan daha mı demokrat olma yolundayız?

Dikkat ediyorum da, Batı ülkeleri demokratlaştıkça yükseliyor, biz demokratlaştıkça batıyoruz. Ne hikmetse, demokrasi hep Türklerin aleyhine işliyor. Demokrasi buysa, parçalara bölünmekse, ülkeme yabancılaşmaksa, ben demokrasi falan istemiyorum.

Dünkü haberlerden öğrendim ki AB artık "Ne mutlu Türküm diyene" sözcüğüne de tahammül edemiyor, iç işlerimize karışıyor ve okullarda okunan andımızın da ayırımcılık olduğunu, bu ifadenin kaldırılmasını istiyor.

Bugünkü (2.10.2009) Akşam Gazetesi'nde, Serdar Akinan'ın yazısında sorduğu soruyu soruyorum ben de:

"Hakikaten bu ülke nereye götürülüyor?"

Gittikçe ülkeme yabancılaşıyorum, yabancılaştırılıyorum.

Yakında güzel İstanbul'umun adı da "Bizantion" veya "Konstantinopolis" veya "Konstaniniyye" olarak değiştirilirse şaşmamak lazım. Belki bütün bu sessiz sedasız isim değiştirmelerin altında yatan ana neden bizi bu büyük değişikliğe hazırlamak...

Bütün inançlarım boş muydu? Türk olmak bu muydu? Atatürk bütün ömrünü boşa mı harcamıştı? Dedem boşuna mı Çanakkale Savaşları'nda şehit olmuştu?

Türk milletinin bir ferdi olarak, kendime hak gördüğüm bir çağrıda bulunuyorum:

Bütün meclis üyeleri tek tek kürsüye çıkıp, yüksek sesle "Ben Türküm!" diye bağırsın. Yemin eder gibi... O zaman tam olarak inanacağım Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tamamının Türklerden oluştuğuna. Zira şüphelerim var!

İçim yanıyor!

Vah milletim!

Hiç yorum yok: