Türkiye’de bir fabrikada, Sanayi Bakanlığı’nın soğuk damgasını taşıyan bir sanayi ürünü üretiliyor. Her ürün için Sanayi Bakanlığı’na damga bedeli ödeniyor.
Tanınmış bir marka olduğu için; aynı renk ve şekilde, marka adı ve amblemi, büyük benzerlikle başka bir fabrika tarafından taklit ediliyor.
Fabrika, Sanayi Bakanlığı’na müracaat ederek durumu anlatıyor ve bir çare bulunmasını istiyor. Sanayi Bakanlığı; bir yaptırım uygulayamayacağını, bu durumun bir hukuk meselesi olduğunu, savcılığa müracaat edilmesi gerektiğini söylüyor. Bunun üzerine firma, hukuk yoluna müracaat ediyor.
Hukuk davası kazanılıyor. Alınan karar: “Sahte ürün yapan fabrikanın kalıplarına el koyabilirsiniz.” Hukukun işi burada tamamlanmış oluyor.
Peki, kim yapacak bu işi?
Davacı olan firma...
Nasıl yapacak?
Bir yolunu bulsun artık canım...
Davayı kaybeden fabrikadan bir telefon geliyor: “Kolaysa gelin, alın kalıplarımızı! Biz buradayız!”
Şimdi davayı kazanan firma yetkilileri, taklitçi firmanın fabrikasına gidecek, kalıplarını isteyecek, onlar da paşa paşa kalıplarını verip fabrikalarını kapatacaklar(!), öyle mi?
Sonuç sıfır!
Üründe yaptıkları ufak bir değişiklikle taklit devam ediyor.
*-*-*-*-*-*-*
Bir başka cephe:
Belediyelerin elinde, yıllarca kullanıldıktan sonra hurdaya çıkmış olan bu tanınmış marka ürünler, kilo hesabıyla ve ihaleyle hurdacılara satılıyor.
Hurdacı, bu malları piyasadaki tamircilere faturasız olarak tek tek satıyor. Tamirciler bu malları boyayıp, sahte damgayla, aynı markanın 2. kalitesi adı altında piyasaya sürüyor. Marka sahibi firma, kendi markasıyla rekabete girmiş oluyor. Zarar inanılmaz boyutlarda…
Sanayi Bakanlığına yapılan şikâyet üzerine aynı cevap alınıyor: “Bu, hukuk meselesi… Savcılığa müracaat edin.”
Firma; avukat ve bir polis yardımıyla, Türkiye'nin birçok vilayetindeki onlarca kaçak ürün satan firmaya baskınlar düzenliyor, suçüstü yapıyor. Dünya kadar masraf ediyor. Sahte damgayla satış yapan firmaya ise yalnızca 50 TL. para cezası kesiliyor, dükkanındaki üç beş ürün toplanıyor. Sonuç sıfır! Malların çoğu gizli depolarında... Bul bulabilirsen!.. Satışları aynen devam ediyor. Baskınlar da… Bir daha, bir daha… Her baskında 50 TL ceza... Sonuç hep aynı… Sonsuza kadar uğraş…
Kendi ürünüyle rekabete girmek zorunda kalan firmanın satışları yarı yarıya düşüyor; yıllarca ayakta kalma mücadelesi veriyor. Ama boşuna…
*-*-*-*-*-*-*
Diğer taraftan, mağdur durumdaki bu fabrikaya bir gün, bir Amerikan kuruluşu olan BSA (Business Software Alliance1) tarafından bir baskın düzenleniyor. Baskını düzenleyenlerin yanında avukatlar, mahalle muhtarı ve polisler…
Kapıdaki güvenliğin, firma yetkililerini durumdan haberdar etmesi engelleniyor. Polis amiri, arkadaşlarına bağırıyor:
- Siz bu taraftan!.. Siz de bu taraftan!.. Çabuk!
Bir anda bütün fabrika kuşatılıyor, odalar baskına uğruyor. Sanki PKK’ya baskın yapılıyor! İşler duruyor.
Bütün bilgisayarlara el konuyor. Müdürler, şefler, memurlar masalarından kaldırılıyor; yerlerine baskın yapan firmanın bilgisayar uzmanları oturuyor. Gün boyu bütün bilgisayarlar taranıyor. Firma felç!
Baskına uğrayan firmanın yetkilileri önce bir şok geçiriyorlar, sonra durumu anlayıp rahatlıyorlar. Çünkü 40’a yakın bilgisayarlarının yazılımlarının tamamı lisanslı… Hepsine çuvalla para ödenmiş. Lisanslar Amerikan… Bolca beslemişler ABD’yi nasılsa… Korkuları yok...
Akşama doğru BSA tarafından bir rapor düzenleniyor. Fakat o ne?.. Korkunç bir para cezası!.. “Neden?” diye soruyor firma yetkilisi. Aldığı cevap ilginç… Firma elemanlarından bir ikisinin bilgisayarında Amerikan yazılımı kaçak program bulunmuş. Amatörce bir merakla, bir iki memur tarafından, yönetimden gizli yüklenmiş, firmanın ihtiyacıyla, konusuyla yakından uzaktan ilgisi olmayan birkaç yazılım.
Sonuç: Para cezaları ödeniyor. Firma, gazetelerde “Korsan” olarak afişe ediliyor, memlekete rezil oluyor. Sebep: Amerikan firmalarının hakları yenmiş(!).
Muhtar Türk, polisler Türk, avukatlar Türk… Büyük bir gururla(!) görevlerini yapıyorlar. Bu defa hukuk sonuç veriyor! Amerikan firmalarının hakları korunuyor. Benim milletim ve benim ülkemin kurumları tarafından...
İyi, güzel de… Benim ülkemin sanayicisinin hakları için neden kimse parmağını kıpırdatmamıştı? Hukuk aynı hukuk değil miydi?
Amerikan firmaları; Türk polisini, Türk muhtarını, Türk hukukçusunu, Türk uzmanlarını, tüm Türk kurumlarını Türk’e karşı bir güzel kullanıyorlar! Amerika’dan Türkiye’yi Türk insanıyla vurabiliyorlar? Bizim insanımız da bu işi can-ı gönülden yapıyor!
Amerika; Türk hukukuyla ve Türk elemanla, Türk sanayicisini vurduğu gibi, Türk korsan firmaları da Türk sanayicisini vuruyor. Firma zayıf düşünce de bankalar vuruyor. Durumun kötüye gittiğini fark eden sendika da payını alabilmek için (işçinin haklarını koruyacak ya…) sıraya giriyor, bir telaş o da vuruyor! Firmasından yarım asırdır ekmek yiyen işçisiyle hem de... Önüne gelen vuruyor...
Sonra soruyorlar “Türkiye’de sanayi neden gelişmiyor?” diye… Hayret! Neden gelişmiyor acaba?
Soruyorlar "Neden işsizlik var?" diye... Hayret! Neden işsizlik var acaba?
Vah milletim!
---------------------------------
1 BSA, kaçak bilgisayar yazılımlarını araştıran firma.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder