25 Mayıs 2010 Salı

CHP'deki bu değişim ne getirir?


CHP'de sürpriz bir değişim oldu: Baykal'ın ebedi şeflik görüntüsü, bir komplo neticesi son buldu.

Baykal'dan kurtulmayı, parti üyeleri ve halk ne kadar da istiyormuş!

Bu değişim, Türkiye'nin kaderini etkileyecek kadar büyük bir değişimdir. Zira AKP'den bıkmış, bunalmış kocaman bir kesim "O gitsin de kim gelirse gelsin" düşüncesindeydi. Bu nedenle hiçbir partiye oy vermeyen büyük bir kesim olduğu gibi gene bu nedenle MHP ve diğer partilere de oy veren büyük bir kesim vardı. Şimdi artık bu oyların hemen tamamı CHP'ye gidecek.

CHP'de ise durum farklı değildi: "Baykal gitsin de kim gelirse gelsin" düşüncesi hakimdi. Ne var ki Baykal'ın manevi baskısı, genel kurullarda, başka bir lider adayı çıkmasına imkan vermiyordu.

Kılıçdaroğlu, işte bu şartlar nedeniyle parti genel başkanlığına seçildiğini asla unutmamalı, parti başkanlığına seçilmesini kendi başarısı olarak görmemeli. Aksine bir yanılgıya düşer de bunu kendi başarısı zannederse her şeyi mahvedeceğini bilmeli.

Seçimlere yaklaşık 1 yıl kadar zaman var. Bu, oldukça fazla bir zaman... Bu süreçte AKP, hatta diğer partiler, savunma konumuna geçip Kılıçdaroğlu'na tuzaklar kuracaktır. Giydiği gömlekle farkına varmadan yaptığı hata, "Dakka bir, gol bir" diye ifade edilebilir. Bu örnek, kendisine önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Umarız iyi değerlendirir.

Çok dikkatli olmaması halinde, yakaladığı bu rüzgâr tersine esebilir. İşi çok zor... Umarız, bu tehlikenin farkındadır.

İyi bir başlangıç yaptığı söylenebilir. Bugüne kadar CHP; halk olarak hep işçi, köylü, memur ve emekli kesimini ön plana çıkarıyordu. Sanki tüccar ve sanayici bu milletten değilmiş gibi... Sanayici olmadan işsizliğe çözüm bulunabilirmiş gibi... Kılıçdaroğlu ise sanayici ve işadamlarını da halk olarak ele aldı. CHP, tarihinde ilk defa tüm milleti kucaklayacağı vurgusunu yapmış oldu. Ecevit'ten çok farklı olarak... Ecevit'in, başbakanlık döneminde, televizyonlarda ağzı köpürerek, sanayicilere "Para babalarıııı!" ve tüccarlara "Aracılaaaar, tefecileeeer!" diye bağırdığını halk unutmuş gibi...

Kılıçdaroğlu bu hatayı yapmadı.

Güzel bir başlangıç... Allah muvaffak etsin!

Yeni bir genel başkanla, yeni bir CHP ülkeye hayırlı olsun.

14 Mayıs 2010 Cuma

Ne AKP, ne CHP, ne MHP...



Türkiye'de siyaset iflas etmiştir. Belki de hiçbir zaman siyaset kültürü oluşmamış demek daha doğrudur. Olabilir de... beni üzen, hiçbir zaman oluşmayacak gibi görünen gidişattır.

Toplumumuzda henüz biat kültürü devam ediyor. Bu gidişat gösteriyor ki, bu milletin demokrat düşünceyi, cumhuriyeti anlaması, kabullenmesi ve hazmetmesi gibi üç büyük aşamadan geçmesi gerekiyor.

AKP'yi konuşmaya gerek yok; onun zaten biat kültürünün bir devamı olduğunu herkes biliyor. Kabile, aşiret yönetiminden taviz vermeye niyeti yok; olmaz da... Zira beslendiği taban ve muhatapları da bu görüşte...

Asıl sorun diğerlerinde... CHP de aynı aşiret yönetimi zihniyetindeymiş; bunu da yeni anlıyoruz. En azından ben yeni anlıyorum. Aşiret reisi, görevini bırakırsa, cemaati ne yapacağını bilemiyormuş. Şaşırıp kalıyormuş. Genel kurulda kimse adaylığını koyamıyormuş. Biri adaylığını koyacak olsa, hain ilan edilecek. En azından sadakatsiz... Yazıklar olsun!

MHP çok mu farklı? Genel Kurullarında bir başkan adayı çıkabiliyor mu? Asla!.. Onlar da sadakatsizlik sayıyor, hainlik sayıyor. Tabanı, bir başbuğun emrinde olmak istiyor. Tam teslimiyetle...

Bir an için şu üç partinin durumlarına dışarıdan bakın, göreceksiniz...

Gelelim millete...

Kime sorsanız bir kurtarıcı kahraman arıyor. Kişilerin peşinde... Ama asla kurumların değil...

AKP'yi tutanlar, aslında R. Tayyipçi...

CHP'yi tutanlar, aslında Baykalcı...

MHP'yi tutanlar, aslında Bahçelici...

Milletin tamamı, parti mensuplarının tamamı liderin emrinde... Hiçbiri kurumu tutmuyor. Kurumlaşma mantığı, düşüncesi henüz oluşmamış. Bir bakıma cemaatçi... Tuttuğu parti ülkeyi batırsa da, mahvetse de, millet, liderini terk etmez. Sadakatsizlik sayar, ihanet sayar.

Osmanlı'nın 623 yıllık cemaatçilik, ümmetçilik mantığı, ne milletin ne de partilerin zihniyetinde değişmemiş. Kolay kolay da değişmeyecek gibi...

Tekrar ediyorum; bu milletin demokrasiyi ve cumhuriyeti; anlaması, kabullenmesi, hazmetmesi gibi 3 büyük aşamadan geçmesi gerekiyor.

Bu da çoook zor... Çoook uzun yıllar alacak...

O dev adam... o dâhi... o koca Mustafa Kemal, boşuna harcamış ömrünü... Onun zamanında da "Bu millet adam olmaz!" diyenleri o; "Böyle konuşmayın!" diye azarlamış. Onun, bu millet için kendini kahrettiğini görüp "Değer mi?" diyenlere de aldırış etmeden hayatını feda ettiğini tarih yazıyor.

Zaman zaman ümitsizliğe kapılıp "Gerçekten değer miymiş?" demek aklımızdan geçmiyor değil!

O koca adam, o dev adam "Değer" gördüyse, bizim de "Değer" dememiz gerekiyor. Pek içten söyleyemesek de...

Bu millet kula kulluktan, ümmetçilikten kurtulamayacak mı?

Bu millet, her namazda okuduğu Fatiha Suresi'ndeki "Biz yalnız sana kulluk ederiz" ayetinin manasını hâlâ anlamayacak mı?

Vah milletim!

Vah benim koca Atatürk'üm!... Sana layık olamadık.

Affet bizi!

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Mide sorunu olanlara


Önce sonuç:

Yemekten hemen sonra, yarım saat kadar, büyükçe bir sakız, yoksa çiklet çiğneyin.

Bu kadar basit…

Türk toplumunda 50 yıl öncesine kadar uygulanan, şimdilerde ise modern tıbbın gelişmesiyle; biraz ilaçların satışını artırmak amacıyla ekonomik nedenlerden, biraz da bilimin büyüklenmesinden unutulmuş veya unutturulmuş bir âdet…

Birçok eserde tükürüğün faydalarından bahsedildiğini görürsünüz, fakat en önemlisi unutulmuş durumda… Hatta artık hiç bilinmiyor dersek yanlış olmaz: Özgül ağırlıkların eşitlenmesini sağlamak…

Ne işe yarar özgür ağırlıkların eşitlenmesi?

Yemek yerken mideye giden gıdaların bir kısmı yağlı, bir kısmı sulu, diğer bir kısmı ise asitli vs.’dir. Yağ, sudan hafiftir. Asit ise sudan ağırdır. Bu durumda, midedeki gıdalar yoğunluk farklarına göre “faz farkı” oluştururlar. Yani ayrı katmanlar oluştururlar. Yağlı gıdalar üstte, sulu gıdalar ortada, asitli gıdalar altta toplanarak ayrışırlar. Hazım için devreye girecek mide vs. asitleri ise ayrı bir katman oluştururlar. Bu nedenle bütün gıdalara birden temas edemeyen mide asitleri, hazım işlemini tamamlayamazlar. Mide, küçük ve yavaş hareketler yaparak bunları karıştırmak ister fakat gücü yetmez. Yoğunluk farkı olan gıdaların ayrılma isteği çok güçlüdür.

İşte bu durumda tükürük devreye girer. Midedeki tüm gıdaların özgül ağırlıklarını yaklaşık olarak eşitler. Böylelikle, midenin de küçük salınımları yardımıyla, tüm gıdaların ve mide asitlerinin homojen olarak karışmasını sağlayan tükürük sayesinde hazım sağlanır.

Yemek sırasında çok çiğnemek gerektiğini hepimiz biliriz. Ancak bunun, yemekleri mekanik olarak daha iyi parçalamak için olduğunu sanırız. Oysa çiğneme sırasında ağzımız tükürük üretir. Ne kadar çok çiğnersek, o kadar fazla… Hazmın kolaylaşması için tek yol…

Yaptığımız en büyük hata, yemekle beraber mutlaka meşrubat kullanmaktır. Ağzımızdaki gıdanın tükürükle ıslanması için gereken zamana tahammülümüz olmadığından… Yemeği, tükürük yerine meşrubatla ıslatıp kolayca yutmak istediğimizden…

Yemekten sonra yarım saat kadar çiğneyeceğimiz sakız, ağzımızın bolca üreteceği tükürük sayesinde, yemek sırasındaki hatalarımızı ortadan kaldırmaya yarayacaktır.

Bir deney yapalım:

1. Bir deney tüpü alalım. (Yoksa, ince uzun bir rakı bardağı da olabilir, ancak bardak, daha fazla malzeme kullanmayı gerektirecektir.)

2. İki parmak kadar su ve iki parmak kadar da zeytinyağı koyalım.

3. İyice çalkaladıktan sonra dinlenmeye bırakalım.

Çok kısa bir zaman içinde yağın üste çıkıp, suyun alta inerek bariz bir şekilde ayrıştığını gözlemleriz.

Aynı deneyi, bu karışımın içine bolca tükürerek tekrarlayalım, yani çalkalayalım. Gene dinlenmeye bırakalım. Uzun bir süre yağ ile suyun ayrışmadığını, homojen bir şekilde karıştığını gözlemleriz.

Yemekten sonra yarım saat kadar sakız çiğnemekle de bolca üreteceğimiz tükürük, midede hazmı bu nedenle kolaylaştıracaktır.

Şu halde yemek yerken nelere dikkat etmeliyiz?

1. Yemekten yarım saat önce, yemek sırasında ve yemekten yarım saat sonrasına kadar sıvı almamak (sıvı alırsak, bu sıvıyla artan hacme göre tükürük oranı yetersiz kalır.),

2. Yemek sırasında gıdanın bolca tükürükle iyice ıslanmasını sağlamak,

3. Yemekten hemen sonra yarım saat kadar büyükçe sakız (çiklet) çiğnemek.

4. İlk iki şartı yerine getiremiyorsak, hiç değilse 3. şartı mutlaka uygulamak.

Ne kadar kolay değil mi?

Hemen ilk denemenizde faydasını göreceğinizden eminim. Ancak, 3 gün içinde bir sonuç alınamamışsa, mutlaka bir doktora görünmek gerekir. Doktorun tedavisi sırasında da bu uygulamanın, yani yemekten sonra sakız çiğnemenin hiçbir sakıncası olmadığı da ortadadır.

Not: Bu bilgiler, bundan tam 50 yıl evvel (1960), okuduğum Saint Benoît Fransız Erkek Lisesi, orta okul öğretmenim Mr. Sinoir tarafından derste uygulamalı olarak verilmiştir.

Reflü nedenini ortadan kaldırmak

Reflü’nün ana nedeni mekaniktir. Yani biyolojik veya kimyasal değildir. Bir başka deyişle; hatalı davranışlarımızla mideyi sıkıştırmamız nedeniyle, üst kapakçıktan yemek borusuna doğru çıkan gıda ve asitler, korumasız olan bu bölgede hasar meydana getirir. Reflü’nün nedeni budur.

Midenin altında ve üstünde birer kapakçık bulunur. İnsan, dik durmak üzere yaratıldığından, yemeklerin hızla bağırsaklara geçmesini önlemek için, alt kapakçık daha güçlü; üst kapakçık ise daha güçsüzdür.

Bu da gösteriyor ki, midemiz doluyken üst kapakçığa baskı yapmamak gerekir.

Yani karnımız tokken:

• Yatmamak… (Zira yatarsak; aldığımız gıdalar, üst kapakçığa yüklenir.)

• İki büklüm, mideyi sıkıştıracak şekilde oturmamak… (Aksi halde sıkışan gıdalar, midenin alt kapakçığı güçlü olduğundan, üst kapakçığından taşmak isteyecektir.)

• Çok dik oturarak mideyi germemek… (Zira bu durumda da mide hacmini daraltacağımızdan, gıdalar gene üst kapakçığa yüklenecektir.)

Bu ve benzeri nedenlerle, asitlerle karışmış gıdalar, yemek borusuna çıkarak hasar verirler.

Özetle; alacağımız basit tedbirlerle mide sorunlarından büyük ölçüde kurtulabiliriz.

Not (1) : Her türlü sorunda, öncelikle bir uzman hekime görünmek gerekir.

Not (2): Tıp doktoru olmadığımdan, ifadelerimdeki olası hataların hoş görülmesini dilerim.