Birçok din adamı tarafından namazın tanımları yapılmış ve gerekçeleri açıklanmıştır. Ne var ki bu açıklamalar çoğunlukla dinî yönden, Yaratan'ın insana bakış açısıyla yapılmış açıklamalardır. İnsan ruhunun gereksinimleri genelde ikinci plana bırakılmıştır.
Hayatın gerçeklerine baktığımızda, namaza gereksinim duyanlarla duymayanlar çoğunlukla şu şekilde tanımlanabilirler:
Namaza gereksinim duymayanlar; genelde kendi başının çaresine bakabilen, kendince aklıyla her olayın üstesinden gelebilen veya en azından bunu başarabildiğini zanneden kimselerden oluşur1. Namaza gereksinim duyanların da çoğunlukla çaresizlik içinde, sıkıntıda olanlardan... Ancak onlar da sıkıntıları geçtiğinde namazı, niyazı unuturlar2.
Hâlbuki insan ruhunun ihtiyaçları açısından bakarsak durum daha netleşebilir. Namazın bir zorunluluk olmasından ziyade insanın namaza ihtiyacı olduğu anlaşılabilir.
Bir an için çocukluğumuza dönelim:
Korktuğumuzda veya sıkıntıya düştüğümüzde "Anneeee!" diye bağırdığımızı hatırlarız. Hemen annemize koşup, dizine başımızı koyduğumuzu, ona sığındığımızı... Ağlayarak derdimizi anlatıp, ondan medet umduğumuzu... Sığınacak başka kapımız olmadığını hissetmişizdir. Şefkatli eliyle başımızı okşadığında bütün korkularımızdan arınıp, huzura erdiğimizi hatırlarız.
Herhangi bir nedenle annesiz büyümüş veya bu şefkati yaşayamamış insanlar bile bu duyguyu yaşamışçasına bilir, o özlemle yaşarlar. Bu duygu, bir ihtiyaç olarak doğuştan vardır insanda.
Büyüyüp geliştikçe kendimize olan güvenimiz artar, kendi meselelerimizi kendimiz göğüslemeye başlarız. İşte o günlerden itibaren de artık anne dizine başımızı koyma ihtiyacımız kalmaz. Çünkü artık güçlüyüzdür.
Aradan yıllar geçer, kocaman adamlar oluruz. Hayat tecrübesi, sağlık, kazandığımız paralar, mal-mülk sayesinde kendimizi olduğumuzdan daha güçlü hissederiz. Artık annemizi anmayız bile; çünkü artık ihtiyacımız yoktur. O, sadece hayatımızı süsleyen güzel bir anı olarak çok uzaklarda kalmıştır.
Gün olur, dara düşeriz. Öylesine darlıktır ki bu, yardımımıza koşan yoktur. Olsa bile onlar da yetersiz kalır. Kimse bizi anlamıyordur. Çaresizlik bizi bunaltır, içimize kapanırız. Kendi başımıza kaldığımızda birden annemiz aklımıza gelir. O, dizine yatıp, dudaklarımızı bükerek ağladığımız, şefkatine sığındığımız, derdimize derman olan, saçımızı okşadığında kendimizi güvende hissedip rahatladığımız anlar gelir hatırımıza. Büyümüş, güçlenmiş olsak da ona hep ihtiyacımız olduğunu hissederiz o anlarda. Ama o artık yoktur.
İşte secde; annemizden daha şefkatli, daha merhametli Yaratan’a sığınmak, annemizin dizine yatıp ağlamak gibidir. Her an bizimle olan, hiçbir zaman kaybolmayacak olan Yaratan’a… Secdeye vardığımızda, annemizin dizine yatıp saçlarımızı okşadığındaki huzurdan daha büyük huzur, daha büyük bir güven bularak… Sabırla, inanarak devam eder, bekleriz güzel günleri.
Kim bilir, belki Yaratan; bize olan sevgisinden, bizi huzurunda görmek için, ona yaklaşmamız için düşürmüştür bizi dara… Annenin, yavrusunun dizinde yatmasını istediği gibi…
Sonra dertlerimiz biter ve biz gene eski halimize döneriz. Güçlü, aklıyla her şeyi halledebilen, kimseye ihtiyacı olmayan küstah tavrımıza döneriz. Unuturuz gene secdemizi. Aynen çocukluktan çıkıp da büyüyüp, kendimize güvenimizi kazandığımız zaman annemizi umursamadığımız gibi. Oysa O’na hep ihtiyacımız vardır ama nankörlük ve bencillik bunu bize unutturur. Tekrar başımız derde girip çaresiz kalıncaya kadar...
Veya daralsak da, bunalsak da varmayız secdeye. Çünkü büyükleniriz. Yaratan huzurunda bile küçülmeyi kabul edemeyiz. Şeytan büyüklendiği için Rahmetten ve şefkatten ebediyen kovulmamış mıydı? Oysa secde; küçülmek değil, Yaratan'ın huzuruna varmaktır, o makama yükselmek, O'nunla baş başa sohbet etmek, yücelmektir.
Kapısını çalan kimsenin geri çevrildiği, huzura kabul edilmediği görülmemiştir. İnsan, Yaratan’ın sevgisinden yaratılmıştır. Bu sevgi nedeniyle; annenin, yavrusunun dizine yattığındaki şefkati vermesi gibi, Yaratan da secde de Rahmetini yayar. Hele dudağımızı büküp, iiki damla göz yaşı döküyorsak, mümkün mü rahmetini esirgesin.
Gözden kaçan bir husus; her sure, Besmele ile başlar. Yaratan'ın Rahmetinden söz ederek... Rahmet, sevginin doruk noktaya ulaşmasının sonucudur.
İhtiyaçtır secde… Zorunluluktan ziyade ihtiyaç… Sevgi ihtiyacı... O kibir bizi engellemese...
________________________________________
1 Alak suresi, 6 ve 7. ayetler: "Gerçek şu ki, insan azar; kendini kendine yeterli gördüğü için."