25 Haziran 2010 Cuma

Bu benzetme olmadı komutanım



Günlerdir düşünüyorum, bir türlü elim varmadı yazmaya... Pek kimse de yazmadı veya yazamadı zaten. Duyulmayacak kadar sessiz bir eleştiri geldi, o kadar... Ama içime sindiremedim, elim durmadı...

Sn. Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ; "Çanakkale Savaşı'ndaki kahramanlık kadar büyük kahramanlığa dün Sınır Karakolunda önceki gün yazıldığına, bu bölgeye yaptığım ziyarette şahit oldum" demiş.

Demiş demesine de, olmuş mu?

Elbette askerimiz görülmemiş bir kahramanlıkla çarpışmıştır. Bundan asla kimsenin şüphesi yok. Ama...

Çanakkale Savaşı, tarihte hiç yenilmemiş dünyanın en güçlü İngiliz donanmasının katıldığı güçlü itilaf devletlerine karşı yapılmıştı. Gediktepe'de ise askerimizin karşısında, hırıltılardan oluşan bir dile sahip eşkıya bozuntusu, çapulcu sürüsü, uyuşturucu kaçakçısı vardı.

Çanakkale Savaşı sırasında ülke düşman işgali altındaydı. Gediktepe savunmasında ise yurdumuzun her tarafında Türk bayrakları dalgalanıyordu.

Çanakkale Savaşı'nda ordumuzun jetleri, helikopterleri de yoktu. Hiçbir şeyimiz yoktu... ve karşımızda dünyanın en güçlü devletlerinin orduları vardı, çapulcu sürüleri değil...

Duygularınızı elbette anlıyoruz ve paylaşıyoruz. Askerimizin kayıpları karşısında duyduğunuz acı nedeniyle kullanılmış, mehmetçiğe övgü ifadeleriydi bunlar.

Hepsi tamam da... çarpışmayı Çanakkale savunmasına benzetmekle Mehmetçiği överken -istemeden- çapulcu sürüsünü devlet yerine koymuş, paye vermiş olmadınız mı?

Olmadı sevgili Paşam... Olmadı...

Beni lütfen mazur görün sevgili komutanım... Söylemeden edemedim...

23 Haziran 2010 Çarşamba

Hadi be!!!


"Ne sıfırlanmış be! Yalan söylüyorsun!"

demiş bakanların başı...

Bu konuşma, bu memleketin bakanlarının başına ait...

- Hadi be!!!

- Valla!!! İnanmıyorsan gazetelere bak!

İşgal ettikleri makama saygısı olmayanların milletine mi saygısı olur?

Köylüyü azarlayan,

esnafı, bakkalı azarlayan,

işçiyi azarlayan,

doktoru, eczacıyı azarlayan,

yüksek yargıyı, hakimleri azarlayan,

askeri azarlayan,

basını azarlayan,

uluslararası platformda dünyanın gözü önünde yabancı bir devlet başkanını azarlayan,

"Türkiyeliyim" deyip bir türlü "Türküm" diyemeyen,

bütün bunlara karşın, eşkıyaya karşı olağanüstü koruma altındaki bir siperde çömelip fotoğraf çektiren bakanların başı, bu milletin saygınlığını koruyabilir mi?

İşgal ettiği makam, 7 bin yıllık geçmişi olan yüce bir milleti temsil makamıdır. Bu makama gelen herkes önce bu makamın kutsiyetinin bilincinde olmalıdır. Kasımpaşalı edasıyla ne bir millet yönetilebilir ne de uluslararası ilişkiler...

Vah milletim!

20 Haziran 2010 Pazar

Türkiyem, ben Türküm diyemeyenlerin elinde oldukça...


11 şehidin ardından, daha cenazeleri kalkmadan 1 şehit haberi daha...

Yetti artık! İçimiz dayanmıyor! Pırıl pırıl, gencecik evlatlarımız yıkılıp gidiyor. Onlar bizim geleceğimiz... Geleceğimiz yıkılıyor.

Bizi yönetenler, daha doğrusu yönettiğini sananlar suçu ordumda arıyorlar. Olmadı, İsrail'de, ABD'de, Avrupa'da arıyorlar.

Boşuna hedef saptırmaya uğraşmasınlar! Suç, "ülkeyi yönetiyorum" diyenlerde, onları oraya getirenlerde...

Meclis çoğunluğuna bir bakın: "Ben türküm" diyemeyenlerin elinde...

Tek tek kürsüye çıkıp "Ben Türküm" demeye davet edin, bakalım kaç tanesi diyebilecek?

Fransız meclisine bakın: Millet vekillerinin hangisi "ben Fransızım" demez? "Fransalıyım" diyene rastlayabilir misiniz? İngiliz meclisine bir bakın: "İngiltereliyim" diyene rastlarmısınız? Rusya'ya bakın: "Rusyalıyım" diyeni görür müsünüz?

Şayet Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki millet vekillerinin çoğunluğu "Ben Türküm" diyemiyor, "Türkiyeliyim" diyorsa, o meclis işgal altında demektir. Hangi milletten oldukları belli olmayanlar tarafından işgal altında... Askerimi şehit edenleri açıkça destekleyenler, İstiklal Marşı'nı okumayanlar, bayrağıma hakaret edenler mecliste... Bu nasıl meclis? Bu meclis, milleti temsil edebilir mi? Böyle Millet Meclisi olur mu? Olursa böyle olur.

Ne oldu, nasıl oldu da meclisi ele geçirdi bu Türk olmayanlar?

Bu yönetim şekline demokrasi deniyorsa, demokrasi buysa, batsın o demokrasi.

Meclisin tamamı Türklerden oluşmadıkça daha çoook şehit veririz. Savaş, cephede değil, önce Millet Meclisinde verilmeli. Millet Meclisi Türkiyelilerden değil, TÜRKLERDEN oluşmalı. Hem de hemen...

Tüm şehitlerime Allah'tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyor, benim evladım şehit olmuşçasına acılarını paylaşıyorum.

Vah milletim...

7 Haziran 2010 Pazartesi

Sn. Kılıçdaroğlu'na açık mektup


Sn. Kılıçdaroğlu,

Henüz işbaşına geçtiniz ve ilk iş olarak bakanların başıyla atışmaya başladınız. Bunu Sn. Baykal, hiç şüphesiz sizden daha iyi yapıyordu. Siz de aynı şeyi yapacak idiyseniz neden oraya geldiniz?

Milletin sizden bir ümidi vardı. Çok kısa zamanda bu ümidi söndürmeye başladınız. Bakanların başının basit tuzağına düştünüz. Millet, atışma dinlemekten artık bıkmıştı ve bunun için Sn. Baykal'ın gitmesiyle size bu kadar destek vermişti. Sizden bir şeyler bekliyordu millet. Farklı bir şeyler...

Millet sizden projeler duymak istiyor. İşsizliğe çözüm, sefalete çare bekliyor. Köylü; ürününün değerlendirilmesini bekliyor, hacizlerden kurtulmayı ümit ediyor. Esnaf perişan... Sanayici hacizden, icradan kurtulmak, ayakta kalmak istiyor.

Bunların hepsini siz, bizlerden daha iyi biliyorsunuz. Biliyorsunuz da ne yapıyorsunuz? Evet, biz de biliyoruz ki henüz elinizde imkân yok. Ama millet neler yapacağınızı, nasıl yapacağınızı duymak istiyor. "Söyledim ya!.." diyemezsiniz. Bir defa söylemekle iş bitmiyor. Projelerinizi açıklamanız, millete defalarca ve bütün detaylarıyla ne yapacağınızı, nasıl yapacağınızı anlatmanız gerek.

Lütfen artık bakanların başıyla atışmayı bırakıp ülke meselelerine eğiliniz.

Seçimler yaklaşıyor. Bilgisayar mühendisleri feryat edip duruyor: Seçimlerde kullanılan bilgisayar programları müdahaleye açık diye... Bunun çok tehlikeli olduğunu defalardır vurguluyorlar. Bunun için ne tedbir alacaksınız? Bu konuda bir çalışmanız, bir projeniz var mı? Halka anlattınız mı?

Henüz suçu kanıtlanmamış nice şerefli subayımız, gazetecimiz, hukukçumuz, profesörümüz sorgulanmaksızın hapislerde çürütülüyor. Bu konunun takipçisi olmanız gerekmiyor mu? Hükümeti ve Adalet Bakanlığı'nı AB'ye ve İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmakla sıkıştıramaz mısınız? Asker bunu yapmaz. Kendi ülkesini bir yabancıya şikayet etmeyi onur meselesi yapar. Ama siyaset buna el verir. Bugünkü Cumhurbaşkanının eşi de vaktiyle bunu yapmıştı. Siz neden yapamayasınız ki?

Deniz Feneri soygununu gündemde tutup, hırsızların ve dolandırıcıların derhal ortaya çıkarılması için baskı kuramaz mısınız?

Dış politikada nasıl bir tutum sergileyeceksiniz? Ege karasuları meselesi için ne düşünüyorsunuz? AB için ne düşünüyorsunuz? Kıbrıs meselesinde politikanız nasıl olacak? ABD ile ilişkilerinizin boyutları ve sınırları ne olacak? İsrail ile nasıl bir politika yürüteceksiniz? Kıbrıs'a uygulanan ambargo, Gazze'ye uygulanandan daha mı az değerli? Milletin kafasında bunun gibi daha birçok soru varken siz laf üretiyorsunuz. Aynı Sn. Baykal gibi... O zaman ne değişti ki?

Milletin istediği bu olsaydı size destek vermezdi. Unutmamanız gerekir ki millet size başarılarınızdan dolayı değil, Baykal'dan kurtulmak için destek verdi. Şimdi sizin kendinizi göstermeniz gerekiyor. Millet laf ebeliğinden usandı artık.

Görmüyor musunuz ki bakanların başı devamlı gündem yaratıyor, sizi de peşinden sürükleyip amacına ulaşıyor. Siz neden gündem yaratamıyorsunuz?

Lütfen milletin bu son şansını da tüketmeyin. Sizi çok büyük görevler bekliyor.

Saygılarımla...