Ülkemizde "spor" denince "futbol"; futbol denince, spor akla geliyor. Başka türlü düşünmek söz konusu bile değil. Spor anlamı "Futbol" ile eşdeğer olmuş... Bu cehalet öylesine yer etmiş ki yalnız gençler değil, yaşını başını almış kimseler bile aynı havada... Toplumun kesimlerine göre de değişiklik arz etmiyor. Aydın-cahil, kültürlü-kültürsüz, hangi kesime bakarsanız bakın aynı dili konuşuyor.
Kimlerden oluşuyor bu taraftar? Tribünlere bir bakın; maç dağıldıktan sonra sokaklardaki taraftarlara bakın, görürsünüz... Çoğunluğu gariban, işsiz güçsüz, evine ekmeğini zor götüren, hatta belki götüremeyen ama futbol seyretmek için sabahlara kadar stadyum önünde kuyrukta bekleyen, cebindeki son kuruşu harcayanlar topluluğu... Devasa ve lüks kulüp binaları çoğunlukla bu kesimden toplanan paralarla yapılıyor. Gariban istismarı resmen... Trilyonlarca transfer ücretleri de bunların cebinden karşılanıyor. Yazık, günah değil mi?
Hadi onlar cahil diyelim; peki ya aklı başında zannettiğimiz, yaşını başını almış, tahsilli, kültürlü adamlara ne demeli? Koca koca, saçı başı ağarmış tahsilli, kültürlü dediğimiz adamlar... Topa tekme vuran birileri için televizyonlarda saatlerce yorum yapıyorlar. Beyinleri, işe yaramaz bir yığın gereksiz bilgiyle dolu... Adeta hipnoz altında, bütün dikkatlerini ve beyin güçlerini spora(!), daha doğrusu futbola kilitlemişler. Çocuklarını da kendileri gibi hasta etmeye odaklanmışlar...
Bu, Türk halkının bir zavallılığı değil de nedir?
Ülkemizde futboldan başka gelişmiş bir spor(!) (tabi sporsa...) dalı gösterebilir misiniz? Sadece biraz basketbol, biraz da voleybol, o kadar! Onlar da seyircisiz, kendi kendilerini avutuyorlar. Artık televizyonların spor programlarında bile konu edilmiyorlar. Ya bir zamanlar TRT 3'te olsun, zaman zaman gösterilen, dünyada söz sahibi olduğumuz silah sporu SKEET, TRAP?.. Artık adları bile geçmiyor. Tamamen silinip gittiler... Silah merakı olan asker milletime ne oldu? Maganda oldu; sokaklarda maç sonrası havaya ateş edip çoluk çocuk vuruyor. BRAVOOO(!)
Bari futbolda bir yere varmış olsak "Hadi neyse!" diyeceğim. Zaman zaman küçük, arkası gelmeyen başarılardan ibaret... Bu saatten sonra bir yere geleceğimiz de yok. Cücük kalmışız. Halk coşturuluyor, ümitlendiriliyor ve profesyonellerle kulüpler malı götürüyor.
Taraftarların konuşmalarına bir bakın:
"Nasıl yendik ama!.."
Kim yenmiş?
"Biz" yenmişiz.
"Biz" kim? Ve futbolcuya veya kulübe o "biz" ne ifade ediyor?
"Para", yani kazanç kaynağı... Bir bakıma sermaye... Onlar, sayemizde cebini doldururken biz ne yapıyoruz? "Biz", "siz" diyerek birbirimizi öldürüyoruz. Takımımız için arkadaşlıklarımızı bozuyor, birbirimizi hırpalıyoruz. Peki, kimin umurunda? Takımların mı, kulüplerin mi?
Hadi canım! Onlar cep derdinde... Taraftar falan umurlarında değil... Sayıları çok olsun, onlara yeter... Kim oldukları onlar için hiç fark etmez...
Takım elemanları bugün "X" takımında, yarın daha iyi para verirlerse "Y" takımında... Hemencecik üniformayı sırtından çıkarıp atıyor, hiç sorun etmeden rakip takımınkini giyiveriyor, kendi eski kulübünün takımına gol atıyor. Biz birbirimizi yiyip duralım... Canım, profesyonellik(!) bu...
Öylesine şuursuzca bir girdaba kapılmışız ki, hiç düşünmüyoruz bile... Ekmeğimizi kazandığımız işimizin bile bu kadar taraftarı olamamışız ama bize hiçbir yararı dokunmayan bir takım taraftarlığı için canımızı veriyoruz. Hiç düşünmeyecek miyiz, "Yahu ben ne yapıyorum?" diye? "Kim ve ne için, takım taraftarlığını işimden, ekmeğimden, hatta zaman zaman ailemden bile mukaddes sayıyorum" diye?
Mertlik, profesyonelliğe geçince bozuldu. Oysa "profesyonel", "meslek sahibi" demek... Parayı bastırandan yana olmak demek değil!.. Ülkemizde bütün kavramlar yozlaştırıldığı gibi bu kavram da çürütüldü ne yazık ki.
Zamanın LEFTER'i, Galatasaraylı "Uçan panter" TURGAY'ı, henüz hayatta olmalarına rağmen artık hiç anılmıyorlar bile. Takımları için bir ömür vermişler... Şimdi ise aç mı, tok mu; ne yer, ne içer bu adamlar diye arayıp soranları bile yok. Oysa onlara servet ödeseniz takım ve üniformalarını değiştirmezler. Halk bu gibilere değil; para ve menfaat peşinde koşan futbolculara sahip çıkıyor. Yani taraftar, kendi ipini kendi çekiyor, sonra da başarı bekliyor. Başarı olsa ne olacak ki? Başarılı adam cebini dolduracak; onun hedefi cep... Taraftara soruyorum: Peki sana ne oluyor be adam? Meşhur Galatasaray taraftarı, hayatını takımına adamış "Karınca ezmez şevki"si bile kulüplerin ve futbolcuların umurunda olmadı. Sen kimin umurunda olduğunu zannediyorsun? Neden ve kim için yırtınıp duruyorsun? Sadece sermayesin sen... Hâlâ farkında değil misin?
Taraftar, nasıl oluşturuluyor?
Öyle bir çark kurulmuş ki, aynen uyuşturucuda olduğu gibi... Nasıl ki uyuşturucu kullanan bir baba, çocuklarını ve ailesini de uyuşturucuya alıştırır; futbolda da aynı yöntem uygulanıyor. Her baba, kendi çocuğunu, kendi takımının taraftarı yapmak için beyin yıkıyor. Neden? Bu sorunun cevabını kendisi de bilmiyor. Beyninin düşünme bölümü iptal edilmiş. Kendi takımı putlaştırılmış. Adam, çocuğunun da aynı puta tapmasını istiyor. NEDEN? İşte bu soruyu asla sormuyor, sormayı da düşünmüyor. Uyuşturucu müptelası gibi beyni felç olmuş. Kime ve neye hizmet ediyor, kendi de bilmiyor. Sadece taraftar... Ölümüne taraftar... İşte o kadar! Çocuğu da öyle olmalı! Peki o neden?
Mükemmel bir futbolcu besleme sistemi oluşturulmuş. Öyle ki, kimse bozamaz bu sistemi. Olağanüstü başarılı bir sömürü programı...
Futbol spor mu peki?
Tekme atan adamlar gurubu... Ama çok güzel tekme atıyor ya!.. Tekmeyle para kazanıyor. Hem de öyle böyle değil... Kazansın kazanmasına da... kime ne yararı var, kendi cebinden başka? Buna spor deniyor. Sakatlanan sakatlanana... Tekme yiyen yiyene...
"Spor" kelimesi, sağlığı korumayı da içeren bir anlam taşımaz mı?
Hangi futbolcuya bakarsanız bakın, mutlaka birkaç defa sakatlanmıştır. Hemen hepsinin bacakları çarpıktır. Menüsküs olmayanına rastlayamazsınız. Nasıl sporsa bu!..
Taraftarlar bana kızacak muhakkak ama, gene düşünmeden... "Bu adam bir şeyler söylüyor. Bir düşünsek ne olur ki?" demeden... Sadece öfkelenecekler... Hipnoz edilmişler adeta... Hatta tutsak...
Taraftarı olduğumuz kulüp kimdir, nedir?
Para kazanmak için dünyanın her yerinden futbolcu satın alan bir heyet. "Satın almak!"... Nasıl bir tabirdir bu? Satın alınan ve satılan futbolcu!.. Sanki bir malmış gibi... Bu tabir bir aşağılama değil mi? Futbolcularımız nasıl kabul ediyorlar bu tabiri? Anlamak mümkün değil! Ya taraftar nasıl kabul ediyor, tuttuğu takımın futbolcusunun satılmasını?
Satılan kim? Futbolcu... Satan kim? Kulüp...
Hadi bunu da hoş görelim de, taraftarın durumu ne oluyor bu şartta?
Hâlâ takımını tutuyor, onun için yanıp tutuşuyor...
Bir düşünelim: Kulüp, yabancı bir ülkenin takımından -mesela Real Madrid'ten- bir tane değil de bir çok futbolcu aldı diyelim. Hatta biraz ileri gidelim ve bütün sporcularını aldı diyelim. Kulüp, gene aynı kulüp mü? EVET! Taraftar gene aynı kulübü mü destekliyor? EVET! Nasıl oluyorsa!.. Ne demekse!.
Gene taraftara soruyorum? "Gerçekten sen kimi destekliyorsun? Ne yaptığının farkında mısın?"
Vah milletim!
Daha çok şey yazılabilir bu konuda ama satırlar da, tahammülüm de yetmez!
Taraftarlar da, kulüpler de kızmasınlar bu yazıya. Zira demokratikleşiyoruz(!). Açılım süreci değil mi bu? Biraz sert eleştirilere de alışalım, açılalım dedik.