16 Nisan 2010 Cuma

Küstah başkan!


Bir gazete haberinden öğrendiğimize göre; İstanbul Vergi Dairesi Başkanı Mehmet Koç, ev sahiplerinin kira gelir beyannamesi verenleri için “(…) Bu, kümese yeni kaz koyma projesidir. Gayrimenkulde beyan etmeyenleri tespit etme projesi” demiş.
Bunu söyleyen, bir devlet adamı!

Adam olduğu pek söylenemez de…

Devlet adına konuşuyor. Projeden bahsediyor. Vergi veren vatandaşı kaz olarak görüyor.

Buna küstahlık denir, seviyesizlik denir. Ama bu sözlerine rağmen soruşturma açmayan, onu makamında tutan kişi veya kişiler kimlerse aynı küstahlığı ve aynı seviyesizliği paylaşıyor demektir; aynı görüşte demektir.

Bugüne kadar vergi veren vatandaşa “Kaz” gözüyle bakıldığını millet biliyordu da bir devlet adamının ağzından duymamıştı; onu da duydu.

Kimseden tepki yok! Ama bu millet kazlığı kabul etmez!

Siz şimdi gelin de vatandaştan, devlet mensuplarına saygı duymasını bekleyin! Mümkün mü? Belki sesini çıkarmıyor o vatandaş ama kazlığı da kabul etmediğinden emin olun. Acısını sessiz sedasız çıkaracak. Vergi kaçırarak çıkaracak, başka yollardan çıkaracak. İşte o zaman hepimiz kaybedeceğiz. Bunun sorumlusu da elbette bu ülkeyi idare eden siyasetçiler, bürokratlar olacak. Alay edilen, aşağılanan vatandaş değil!

Bu milleti idare edenler, terörist başı katile “Sayın” diyor, vergi ödeyen vatandaşına “kaz” diyorsa, bu ülke nereye gider?

Bu milletin yönetimi kimlerin elinde yahu?

Ben 68, yaşında bir vatandaşım. Bu yaşa geldim; hiçbir hükümet zamanında, milletin böylesine aşağılandığını görmedim.

Vah milletim!

15 Nisan 2010 Perşembe

Hesap günü


Hesap günü, günlük yaşantımızda pek alımıza getirmediğimiz bir konu… Ne var ki böyle bir gün var. Olmak zorunda… Yalnız dinî açıdan değil matematik olarak, fizik olarak da olmak zorunda.

Dinî inancı olmayan hatta ateist bir kişi olduğumuzu varsayalım. Öyle ki, vicdanımız da olmasın. Yalnızca ortaokul bilgimiz olsun; olaya öyle bakalım ve düşünelim:

Bilim adamları; dünyada ve kâinatta mutlak bir denge olduğunu, her şeyin mutlak karşılıklılık esasına göre yürüdüğünü anlatır. Gündüzle gece, sıcakla soğuk, güzelle çirkin, iyi ile kötü, bir mıknatısta “N” kutbuyla “S” kutbu vs. gibi… Bütün bunlar, mutlak bir denge içinde korunur. Mutlak zıtlarıyla… Biz de her şeyi bu zıtlıklar nedeniyle anlayabiliriz. Zıtlığı olmayan herhangi bir şeyi anlamamız mümkün olamıyor. Allah kavramı dışında zıttı olmayan başka bir şey de yok zaten. Ve zaten bu sebeple Allah kavramını anlayamıyoruz. Ama dedik ya… dinî inancımızı yok sayalım…

Bir çubuk mıknatısı ele alalım. Uçlardan biri “S” kutbu ise diğer ucu “N” kutbu. Tek kutuplu bir mıknatıs olamıyor.

Bu çubuk mıknatısın en büyük manyetik gücü, uç kısımlarında… “N” gücü ile “S” gücü birbirine eşit. Mutlak dengede… Bu manyetik güç, uçlardan uzaklaşıp çubuğun ortalarına yaklaştıkça azalıyor ve tam ortada sıfır oluyor.

Bu çubuk mıknatısı tam ortasından, manyetik gücün sıfır olduğu yerden kıralım. Mantık yoluyla baktığımızda, ikiye bölünen bu mıknatıs çubuğunun bir tanesinin bir ucu “N” iken, diğer ucunun sıfır; diğer parçanın bir ucu “S” iken onun da diğer ucunun sıfır olması gerekir. Ama hayır!.. Böyle olmuyor. Her iki parçanın da sıfır olması gereken uçları derhal zıt kutup oluşturuyor. Hem de eşit kuvvetlerde… Derhal bir denge kuruluyor.

Özetle; ne yaparsak yapalım, karşımızda mutlak onun zıttı beliriyor ve dengeyi asla bozamıyoruz.

Şimdi dünya hayatını düşünelim. Biri çıkıyor; insanlara zulüm ediyor, çalıp çırpıyor, başkalarının hakkına el koyuyor ve müreffeh bir hayat yaşayarak ömür sürüyor. Güçlü… Diğeri de eziyet içinde, aç ve sefil yaşıyor. Güçsüz… Zıtlık asasına uyuyor ama güçler dengesine uymuyor.

Her şeyde denge var ama burada yok. Öyle mi?

Hayır! Olmaz! Olamaz! Tüm kâinat düzenine aykırı böyle bir dengesizlik beklenemez. Güçler dengesi esasına aykırı bir şey bu… Fiziğe de mantığa da aykırı… Mutlak bir güç dengesi kurulacak.

Peki, ne zaman?

Hesap gününde… “De ki: Bekleyin. Şüphesiz biz de beklemedeyiz."[1]

İşte bu sebeple “Hesap Günü” var… İnanç sahibi olsak da, olmasak da var. Olmak zorunda…

Allah, hesabı çabuk görendir[2]

Düz mantıkla baktığımızda pek inanılır gibi gelmiyor. Bunca yüzyıllardır, bunca insanın hesabı; nasıl hem dosdoğru, hiç hak geçmeden, hem de çabucacık görülüverecek?

Deminki örneğe gelelim:

Bir mıknatıs çubuğu… Hayır, milyarlarca mıknatıs çubuğu… Tamamını ortadan kıralım. Defalarca, milyarlarca parçaya bölelim. Tamamı o anda eşit güçte ve karşıt kutuplara sahip olur.

Hemen… Çok çabuk…

Hesap çok çabuk görülür…

Asla şüphe yok…

Peki, o zaman günlük yaşantımızda, insan ilişkilerimizde biraz daha dikkatli olmamız gerekmiyor mu? Denge kurulacağı günü düşünmek gerekmiyor mu?

Ya devleti yönetenler? İktidar hırsı veya iktidara gelme hırsı ile tüm insanların vebalini yüklendiklerini, hesap gününde tüm millete hesap vereceklerini, bedel ödeyeceklerini hiç düşünmüyorlar mı? Kimsenin haberi olmadan dernek kurup, emekli maaşından habersizce kesinti yapanlar? İşsizliğe, açlığa, fakirliğe çare bulmak yerine iktidarda kalma veya iktidara gelme hırsıyla birbirini yiyenler? 72 yıldır milleti açlıktan, sefaletten, haksızlıklardan kurtaramayanlar? Açılım adına milleti Kürt-Türk diye, Sünni-Alevî diye, işçi-işveren diye, market-bakkal diye, benim hukukçum-senin hukukçun diye, benim partim-senin partin diye ayrıştırıp, kavgaya sürükleyenler? Kendileri refah içinde yaşarken…

Derim ki: “Korksunlar o hesap gününden…

İnanmasak da “o gün” gelecek.

Herkes korksun; hepimiz korkalım.
_____________________________

[1] Kur'an, Enam suresi, 158. ayet.
[2] Kur’an, Nur suresi, 39. ayet.