9 Eylül 2009 Çarşamba

Kürt açılımı


Siyaset, hiç girmek istemediğim bir alan. Ne var ki "Kürt Açılımı" adı altında toplumu yanıltıcı birçok yazı yazılmakta, halk şaşkın duruma düşürülmekte.

Siyasi partiler, oy amaçlı davranış biçimleri sergilerler; bu doğaldır. Ancak, kendi kendilerini "Aydın kişi" olarak ilan etmiş köşe yazarları neden halkı şaşkına çeviren yazılar yazar, buna akıl erdirmek mümkün değil. Bu davranışlarından ne gibi çıkarları olabilir ki? Anlayamıyorum.

Biz, sade vatandaşlar; perde arkasında gelişen olayların dışında, yalnızca bize anlatılanlardan yola çıkarak olan biteni anlamaya çalışıyoruz. Başka bir şansımız da yok zaten.

Yıllardır kan dökülmesi olayı, bize, PKK terör örgütü ve yandaşlarının olayı olarak anlatıldı; Kürtlerin olayı olarak değil. Kürtler mi kan döküyor? Hiç alakası yok. PKK kan döküyor. Öyle ki kan döken PKK'nın yöneticileri Kürtçe bile bilmiyor. Hangi Kürt sorunundan bahsediyorlar, anlamıyorum.

PKK, daha çok Kürt asıllı vatandaşlarımızı öldürdüğü için Türk Silahlı Kuvvetleri devreye girdi, şehitler verdi. Şehitlerin arasında Kürt asıllı askerlerimiz de var. Kürt asıllı vatandaşlarla Türk toplumunun hiçbir alıp veremediği olmadı. Güneydoğuda ordumuza destek verenler de Kürt vatandaşlarımız değil mi?

Belki istatistikî olarak bir mana ifade etmez ama söylemeden geçemeyeceğim:

Şahsen tanıdığım ve sevdiğim iki Kürt asıllı vatandaştan da sevgi, mertlik, sadakat dışında bir yaklaşım görmedim. Bunlardan biri, yaklaşık 55 yıl evvel, 6-7 Eylül olaylarında, yeni kurulan şirketimizin kapıcısı Kürt Mehmet, kalabalık güruhun önüne tek başına çıkarak "Buranın sahipleri Türk'tür. Zarar vermeyin!" diye haykırarak kendini öne atmış, işyerimizi talan ve yıkımdan kurtarmıştı. Diğeri ise, gene işyerimizde işçilerin çıkardığı isyana iştirak etmeyerek "Beni olaylara katmayın. Ben çalışırım, görevimi yaparım. Ekmek yediğim yere ihanet etmem!" diyerek isyancılara cephe almış, her şartta görevini tam olarak yapan bir işçi. Askerliğini de hudut karakolunda yapmış, PKK'ya karşı çarpışmalarını iftiharla anlatıyor ve "Benim vatanım, benim bayrağım. Onları korumak için çanımı veririm" diyor.

Hangi cepheden bakarsak bakalım, kan dökülmesi olayı Kürtlerle Türkler arasında değil. Uzun yıllar PKK ile çarpışmış kumandanlar da ifade ediyor ki, PKK, uyuşturucu ve kaçakçılıkla beslenen bir menfaat çetesi. Amacı ne siyasî ne de askerî... Garip, çaresiz, cahil vatandaşları kandırarak başındaki üç beş kişinin menfaatine çalışıyor. Yurt dışı siyasiler de bu menfaat guruplarını kendi amaçları doğrultusunda Türkiye aleyhine kullanıyor. Al gülüm, ver gülüm meselesi. Bunun Kürtlerle ne alakası var?

Bunu ben biliyorum da, Kürtler bilmiyor mu, siyasiler bilmiyor mu, aydın geçinenler bilmiyor mu?

Bu ne Kürt açılımı, ne demokratik açılım. Bu, doğrudan doğruya siyasî partilerin ve dış mihrakların çıkar açılımı. Bu açılım ne olursa olsun, kan akması durmayacak. Çünkü PKK kendi geçim kaynağından vazgeçmeyecek. Bu açılım çabalarına rağmen dün 7 şehit daha verdik. Bu da açılımın falan hiçbir yararının olmayacağının göstergesi değil mi?

Tek çare PKK'nın beslendiği uyuşturucuya ve kaçakçılığa engel olmak. Ekonomisi sıfırlanmış bir örgütün mücadele gücü de kalmaz.

Bütün bu gerçeklere rağmen birçok aydın geçinen kişiler ve köşe yazarları, açılıma destek vermek ve kamuoyu oluşturmak için çalışıyor. Nedendir bilinmez...

Bu açılım bir başlarsa, Türk alfabesindeki harf sayısının bile değişeceğinden endişe ederim. Bu olayların perde arkasında Türk alfabesine W, Q, X harflerinin de girmesinin planlandığını sezer gibiyim. Kürt alfabesinde var çünkü bu harfler. Köy isimlerinin Kürtçeleştirilmesiyle başımıza bir de bu iş çıkacak. Bir kızılca kıyamet de o zaman kopacak. Durduk yerde Türk milletinin başına işler açılacak.

Bütün bunlar, sinsi bir planın parçaları gibi geliyor bana. Adım adım, sinsi sinsi, kanser gibi yayılan ve genişleyen hastalık halinde başımıza, içinden çıkılmaz dertler açacak. Demokratik açılım falan masal...

Korktuğum başka bir şey de PKK ile Kürt kökenli vatandaşların aynı kefeye konulmasıyla ortaya çıkacak kırgınlık... Sonuçta, zorla oluşturulmuş, olası bir Kürt-Türk sorunu... Ama ne çıkarcılar ne de dış mihraklar, arzuladıkları bu ayırımcılıkta başarılı olamayacaklar, çatışma çıkaramayacaklar. Çünkü bin yıldır Türk ve Kürt birlikte yaşamayı başarmış, bundan sonra da başaracak.

Hiç yorum yok: