Uzun bir süredir günlük gazeteler haciz ilanlarıyla dolu. İçler acısı... Günlük bir gazetede ortalama 10 haciz ilanı var. Yılda yaklaşık 3.000 ilan yapar. Toplam 10 gazetede desek, yılda 30.000 işyeri ve kişinin gayrimenkulleri veya işyerleri icra veya iflas nedeniyle elden çıkıyor. Bunlar sadece gayrimenkuller... Buna menkulleri de ilave etsek kim bilir ne kadar kişi mağdur.
Bu iflas ve icra meselesine devlet el atmalı. Her borcunu ödeyemeyen hırsız değil ki... Neden bu kişi veya kurumlara bir çare aranmıyor da ilk fırsatta mallarına el konuluyor? Evet, kanun böyle... Böyle de, böyle mi olmalı? Ülke menfaati bunu mu gerektiriyor. Her borcunu ödeyemeyene hemen icra mı koymalı? Borçlunun malı hemen haraç mezat, yok bahasına satılmalı mı? Bu mu hak, adalet? Bu kanunlar yeniden gözden geçirilmeli değil mi?
Bir işyeri düşünün. 50 yıl maliyeye vergi ödemiş; işçi, memur beslemiş, SSK primi ödemiş, ihracat yapmış, ülkeye döviz kazandırmış. Ne olmuşsa banka kredi borcunu ödeyememiş ve iflas etmiş. Hemen alacaklılar devrede... Makineleri, masaları, sandalyeleri haraç mezat icrada yok bahasına satılıyor. İlk seferde rayiç değerinin %60'ıyla açık artırmaya çıkarılıyor. Satılamazsa, 2. sefer %40 değeriyle... Yok bahasına... Neymiş? Alacaklıların parası ödenecekmiş. Ya sonra? İşyeri kapanmış, işçiler sokakta... Artık vergi ödeyecek bir işyeri eksilmiş; kimin umurunda? Vergi kaybı ne olacak, işsiz kalan işçi ve memurlar ne olacak? Bu işyerinin yıllardır ödediği vergiler, devlete kazandırdıkları yok mu sayılacak?
Evet, yok sayılacak! "Zarar etmeseydi efendim. Yıkarım hemen! Hem de bütün geçmişini yok sayarak! Bütün geçmişini yok ederek!".
Eski maliye bakanı Unakıtan söylememiş miydi "Filin, fincancı dükkânına girdiği gibi gireceğiz!" diye? "Hesabını ona göre tutsaydı efendim! Ya kazanır vergisini öder; ya da mahvederim! Anasından doğduğuna pişman ederim! Bütün varlıklarını elinden alır, imha ederim! Ne cesaretle işyeri açtı ki? Açmasaydı efendim!"
İyi, güzel, alacağını almak için girecekse girsin de, neden filin fincancı dükkânına girdiği gibi? Neden yakıp yıkarak? Devletin düşmanı mı bu işyerleri? Bu nasıl zihniyettir böyle?
Bu zihniyet yalnız Unakıtan'a ait değil... Çok eskilerden beri devleti idare edenlerin anlayışı... Bu davranış, dile getirilmemişti sadece... Unakıtan'ın ağzından sadece dile getirilmiş oldu. Diğerleri uyguluyor ama söylemiyordu. Fark sadece bu kadar... Yoksa değişen bir şey yok...
50 yıllık Gorbon Işıl fabrikasının durumu ortada. Mali kriz neticesi bu büyük isim iflas etmemek için 2000 yılında, yok bahasına yabancı bir finans şirketine satıldı. %51 hissesi 1,8 milyon dalara ve bütün haklarıyla beraber. Evet, iflas etmedi ama iflastan ne farkı var? Artık o fabrika bizim değil, yabancıların... Kârın %50'si yabancılara gidecek.
Ya iflas edeceksin, ya da yabancılara satacaksın.
Yazıktır, günahtır!
Unutmamak gerekir ki işyerleri; esnafıyla, tüccarıyla, sanayicisiyle ülkenin bereketi, ekonomisinin can damarı... Can damarı kesilen bir ülkenin değil kalkınması, varlığından söz edilebilir mi? Bu şartlarda kim, hangi cesaretle ciddi bir iş yeri kurar? Kim sanayicilik yapar?
Devlet sadece işyerinin kârına mı ortak? Zararına hiçbir iştiraki olmayacak mı?
"Efendim, bütün Batıda bu böyle!". Hayır! Batı ülkelerinde böyle olabilir ama Türkiye gibi henüz ekonomisini düzeltememiş, her 5-10 yılda bir kriz yaşayan, halkı henüz fakirlikten kurtulamamış bir ülkede böyle olamaz! Batı örnek gösterilemez! Şayet batıyı örnek gösterecekseniz ben de göstereyim:
Hatırladığım kadarıyla 1971 yılının başlarıydı. İngiltere'deki meşhur "Rolls Roys" fabrikası iflas ediyordu. Devlet "Hayır! İflas edemezsin!" diyerek fabrikanın %90'ını satın aldı; eksiklerini tamamladı, ayağa kaldırdı, çalışır hale getirdi. Yabancılara satmadı, sattırmadı. Bugün bu fabrika kâr etmeye, devlete vergi vermeye devam ediyor. İşte Batıdan örnek!
Batıda, devletle işyerleri birbirine düşman değil. Düşmanlığını ilan edecek kadar işyerine nefret sadece bizde var. Neden? Nasıl kalkınacak bu ülke? Hangi ciddi iş adamı sermaye koyarak fabrika kurar artık? Üretim, dolayısıyla ihracat nasıl artar?
Sadece yabancı malları alıp satarak, ithalat yaparak, riski daha az işlere yönelir, iş sahipleri. Üretime, sabit giderleri yüksek işyerlerine yatırım yapmaz. İşçi çalıştırmaz. Bu sebepledir ki yeme-içme yerlerinden, kafeteryalardan geçilmiyor Türkiye'de.
Batıyoruz beyler! Bu zihniyetle gidersek, geri dönüşü olmayacak bir şekilde batacağız. Bir daha belimizi doğrultamamacasına!..
Vah milletim!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder