26 Eylül 2009 Cumartesi

Bir soru, bir ders: Neden?


Sitenin bahçesinde oynadığımız tavla henüz bitmişti. Tam o sırada, küçücük, 1 mm'den daha küçük, şirin, kanatlı bir böcek tavlanın içine düştü. Bir türlü dışarı çıkamıyordu. Yardımcı olmak için üfledim ama olmadı; biraz havalandı, gene düştü. Bir daha, bir daha... ama nafile...

İncitmeden dışarı çıkartabilmek için küçük bir kağıt parçası arıyordum ki, tam o sırada tavla arkadaşım, parmağıyla küçücük böceğin üzerine basarak ezdi ve dışarı attı. Sessiz bir isyanla içimden sordum: Neden?

*-*-*-*-*-*-*

Yıllar önceydi... 1955 yılıydı hatırladığım kadarıyla ve ben 13 yaşındaydım. Küçükçekmece gölünün kıyısında, "Soğuksu" tren istasyonuna 1 Km. mesafede, bugünkü "Kanarya" istasyonunun yanında bir yazlık evimiz vardı. Kanarya istasyonunun henüz olmadığı o yıllarda, trenden Soğuksu'da inip yaya olarak demiryolu traverslerinin üzerinden giderdik evimize.

Gölde, zararsız tatlı su yılanları yaşardı. Göle girdiğimizde uzunca süre hareketsiz durduğumuzda bacaklarımıza sarılır, biz kıpırdayınca kaçarlardı. Zaman zaman da karaya çıkarlar, sahilde gezinirlerdi.

Bir yaz günü Soğuksu'da trenden inmiş, gene traverslerin üzerinden yürüyerek eve gidiyordum. Önümde de küçük bir su yılanı... Hemen yere eğildim; traverslerin arasındaki taşlardan aldım, peş peşe yılana atmaya başladım. Hayvancık kaçmaya başladı. O kaçıyor, ben elimdeki taşları ona atarak kovalıyordum. Bu kaçmaca kovalamaca pek uzun sürmedi; attığım taşlardan biri kafasına geldi ve hayvancık orada öldü. Kendimi bir kahraman gibi hissediyordum. Bu büyük başarıyı(!) anlatmalıydım herkese...

Eve geldim; annem, mutfakta bulaşık yıkıyordu. Hiç vakit kaybetmeden, büyük bir gururla haykırarak "Bir su yılanı öldürdüm" dedim.

Annemin arkası dönüktü. Bir an duraladı ve bana doğru dönerek "Neden?" dedi. Uzunca bir süre yüzüme bakarak cevap bekledi, sonra arkasını dönerek işine devam etti.

Övgü beklerken, böyle bir soruyla karşılaşmak beni şaşırtmıştı. Öylece kalakaldım. Düşündüm, düşündüm ve bir cevap veremedim.

Aradan bunca yıl geçti, 67 yaşındayım ve hâlâ bu sorunun cevabını bulamadım.

*-*-*-*-*-*-*

Tavla arkadaşım; o küçücük, şirin böceği parmağıyla eziverdiğinde o günlerimi hatırladım ve gene sordum kendi kendime: Neden?

Emin olduğum bir şey vardı: Annesi ona sormamıştı hiç "Neden?" diye...

Hiç yorum yok: