"Hâkimiyet; kayıtsız, şartsız milletindir."
Böyle demiş Mustafa Kemal.
Peki, ne dememiş?
"Hâkimiyet Millet Meclisi'nindir." dememiş.
Başka ne dememiş?
"Hâkimiyet millet vekilinindir." dememiş.
Başka? Başka ne dememiş?
"Hâkimiyet bakanın, hâkimiyet valinin, hâkimiyet belediye başkanının" dememiş. Hatta hatta "Hâkimiyet başbakanın, reisicumhurun" da dememiş.
Acaba demeyi mi düşünememiş, becerememiş mi, yoksa dili mi sürçmüş(!)?
Peki, biz ne demişiz?
"Hakimiyet milletin olduğuna göre,"
"Meclisi millet seçtiğine göre,"
"Bakanı da meclis seçtiğine göre; hakimiyet meclisin, dolayısıyla milletvekillerinin, dolayısıyla bakanlarındır vs." demişiz.
Hadi canım!..
Çorbanın suyunun suyu olmadı mı bu?
Oldu olmasına da millette alışkanlık yaptı bu bakış açısı. Vatandaş, milletvekilinin önünde süklüm püklüm... Sanki asil olan vekil, vekil olan asil... Vatandaş, vekilin memuru; vekil vatandaşın amiri... İster asar, ister keser!
Bir valinin; bir hanım vatandaşı göstererek, polise "Atın şunu içeri!" emrini verdiğini televizyonlarda gözlerimizle görüp, kulaklarımızla işitmedik mi?
Vah milletim!
Millet, vekilinden hesap sormasını öğrenemedikçe; milletvekili, vatandaşına hesap verme konumunda olduğunu öğrenemedikçe; bu memlekette ne demokrasi olur, ne de cumhuriyet! Hepsi lafta kalır. İstediğiniz kadar AB uyum yasaları çıkarın! Bu iş yasayla falan halledilmez. Yasalar falan göstermelik kalır.
Önce millet kendine gelmeli, sonra da diğerleri...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder