2 Ocak 2010 Cumartesi

Neden asker düşmanlığı?


Son günlerde sıkça konuşulan bir konu, asker düşmanlığı... Nedir, nasıl iştir anlamak mümkün değil!

Asker kimdir, önce ona bakmak lazım. Asker ithal midir, aydan mı gelmiştir, uzaylı mıdır?

Asker sensin, benim. Senin evladındır, benim evladımdır. Senin babandır, benim babamdır asker.

Herkesin sırayla yaptığı bir görevdir askerlik. Kendi varlığını, kendi toprağını, kendi namusunu, kendi ailesini ve milletini korumak üzere, kendi varlığından kurulmuş bir müessesedir.

Başka dünyalardan gelmiş bir yaratık değildir asker. Askere düşman olmak, sapıklıktan öte bir şey olamaz. Kendine düşman olmaktır, askere düşman olmak. Kimde böyle bir zihniyet varsa, acilen tedavisi gerekir.

Ancak düşündürücü bir husus var... Asker düşmanı sayısı göründüğü kadarıyla pek de azımsanacak miktarda değil... Asker düşmanlığı bir hastalıksa ve de bu düşmanların sayısı biraz kabarıksa, başka bir yerde bir hastalık daha var demektir. Bireysel hastalığın dışında...

Her hastalık küçük çapta olduğu sürece ihmal edilebilir. Ancak, ülke içinde sesi duyulmaya başlamışsa, gündemi işgal edecek boyuta gelmişse, durum ciddiyet arz ediyor demektir. Aynen grip salgını gibi... Üç-beş grip vakası önemsenmez ama yaygınlaşması durumunda tedbir gerekir; yaygınlaşmasının önlenmesi gerekir.

Önce teşhis gerekir. Teşhis de ancak konunun uzmanları tarafından konulur. Bizlere düşmez yani... Bize düşmez ama hasta bizsek; uzmana hastalığımızı açmamız, rahatsızlık ve şikayetlerimizi söylemek de bize düşer.

Askerliğini yapmış her erkek, ordu bünyesinde subay-astsubay, astsubay-yedeksubay, astsubay-er, çavuş-er vs. arasındaki rahatsızlıkları, hoşgörüsüzlükleri ve sevgisizlikleri bilir.

Ne var ki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sn. İlker Başbuğ'un, astsubayları Gazi Orduevi'ndeki 30 Ağustos Resepsiyonu'na çağırması ile olumlu ilk adım atılmış oldu. Bu önemli gelişmenin her alanda devam etmesi, ordu içindeki sevgi ve bütünlüğün güçlenmesine katkıda bulunacaktır.

Ancak kanaatimce asıl sorun burada değildir. Zira bunların bir kısmı ordunun içinde, ailede olduğu gibi kendi iç sorunları şeklinde kabul edilebilir. Ancak diğer bir kısmı çok önemlidir.

Astsubay-yedeksubay ve er-erbaş ilişkileri:

Zira ordunun önemli bir kısmını yedeksubay ve erler teşkil etmekte. Ve bu zümre, sırayla halkın tamamından oluşmakta. Geçici olarak... Zira er ve yedeksubaylar hem ordunun büyük bir kısmını teşkil etmekte hem de milletin bütününü...

Her Türk erkeği, ya yedeksubay ya da er olarak vatan görevine gitmekte... Çoğunlukla davul-zurna eşliğinde orduya katılmakta... Ne var ki orduya katıldığı günden tezkere alıncaya kadar; eğitimsiz, çoğu kendini bilmez kimselerin ellerine terk edilmekte... Hemen hemen hiçbir subay, alt kademedeki bu insanların sorunlarına eğilmemekte.

Asker oluncaya kadar toplum içinde hiçbir yere varamamış, adam yerine konulmamış, askerlik sonrası da hiçbir yere varamayacak kimseler; talim öğretmeni, erbaş olduklarında emir verme yetkisiyle donatılıyor. "Ne oldum delisi"ne dönüşüyor. Bunların davranışları, subaylarca denetlenmiyor. Bu denetimsiz, kendini bilmez kişiler yüzünden hemen hemen her delikanlı nefretle doluyor.

Bu durum, kısmen yedeksubaylar için de geçerli. Sevgiyle, vatana hizmet amacıyla askere giden gençler, "disiplin" adı altında, itilip kakılmayla, hor görülmeyle karşı karşıya kalıyorlar. Bu kişiler sivil hayata döndüklerinde askerlik hakkında hiç de iyi şeyler söylemiyorlar, askere iyi gözle bakmıyorlar.

Bu kişilerin içindeki bazı zayıf karakterlilerin, sivil hayatta asker karşıtı olmaları için küçücük kışkırtmalar yetebilir.

Ordunun, bu konuyu ele alması, derhal çözüm getirmesi gerekir. Her askere giden Türk erkeğinin olumlu intibalarla sivil hayata dönmesini sağlayacak tedbirler alınmalıdır. Bu da ancak, yüksek rütbeli kumandanların; er, erbaş ve yedeksubayları, güvenilir, ehliyetli ellere teslim etmesiyle mümkündür.

Astsubaylara yeni yaklaşım çerçevesinde, daha önemli olduğuna inandığım bu konuya da eğilmekte yarar vardır sanıyorum. Disiplin başka, eziyet başka şeydir. Sevginin olduğu yerde disiplinin daha etkin olduğu muhakkaktır. Gözbebeği ordumuzun; yarının aile reisi olacak gençlerimizi sevgiyle kendisine bağlaması, potansiyel asker düşmanı sayısını azaltacaktır.

Bugüne kadar gerek askere saygı gerekse korku nedeniyle hiç konuşulmamış bu konu artık gündeme getirilmeli; toplum önünde değilse bile, yüksek rütbeli subaylarımız arasında tartışma konusu haline getirilerek çözüm aranmalıdır.

Bu miletin özelliği zaten doğuştan asker olmasındadır. Genetik yapısı itibariyle her Türk evladı doğuştan askerdir. Vatan görevi sırasında ek bir baskıya ihtiyacı yoktur. Bilimsel disiplin metotları uygulanarak eğitilmesi öngörülmelidir. Son derece yetişkin kadroya sahip olan ordumuz için bu çok kolaydır. Yeter ki ele alınsın. Bu konuda sanki biraz ihmal var gibi...

Düşünüyorum da... Acaba bu kadar asker düşmanı yetişmesinde ordunun bu ihmalinin de hiç payı yok mu?

Hiç yorum yok: