7 Kasım 2009 Cumartesi

Gözyaşları


Bir Ramazan Bayramı'nın birinci günüydü. Sabahın köründe sokaklara düştüğüm bir gün...

Avare avare dolaştım bütün İstanbul’u; sonunda nedense Taksim’e düştü yolum. AKM'nin (Atatürk Kültür Merkezi) otoparkına arabamı bıraktım; Beyoğlu’na doğru yürürken bir seyyar satıcıdan şemsiye aldım. Hava da yağmurlu değildi ama, neden bilmiyorum.

Biraz ileride yere çömelmiş, başı önüne eğik, avucunda birkaç madeni para olan 40 yaşlarında bir adam oturuyordu. Pek mahzun görünüşlüydü. Dilenci olmalıydı. Önce aldırmadım, yürüyüp, köşedeki büfede bir şeyler atıştırdım. Sonra dönerken aynı adamın önünden geçtim. Başı gene önüne eğikti. Fakat bu sefer gözlerinden yağmur gibi gözyaşları dökülüyordu; bir çeşmeden akarcasına... Önünde birikmişti, bir bardaktan dökülmüşçesine... Hiç görmediğim türden bir gözyaşıydı, sessiz bir hıçkırıktı bu. Kimseye bakamıyordu. Başı hâlâ önüne eğik olduğundan gözleri görünmüyordu.

Geri döndüm, eline biraz para verdim. Başını kaldırmadan ağlamaya devam etti.

Yanına çömeldim ve neden ağladığını sordum. Cevap alamadım. Başını okşayarak birkaç defa daha sordum. Sonunda gene başını kaldırmadan hıçkırıklarla, kesik kesik “Kimsem yok” dedi. “Sana bir Allah yeter, kimseleri olup da sokakta sürten o kadar çok insan var ki” dedim. Bayramını kutladım. “Allah razı olsun” dedi.

Aramızda bir fark vardı; onun gözyaşları dışarı akıyordu.

Yanından ayrılırken daha da bitkindim. Sadece “Allah!” diyebildim.

Hiç yorum yok: